Bir kaç güm önce "onderedno" kod adlı bir okurumuz tarafından bana gönderilen bu yazıyı çok beğendim ve okurken çok eğlendim. "onderedno"in şarapla ilgili yazısını sizinle de paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz. Kendisine kocaman teşekkür ederim hatta gadasını alır, gıdısını öperim :)
"
Yaklaşık 4 aylık Fransa yolcuğumdan sonra, sonunda şaraplarla alakalı yazımı yazma imkânı bulmuştum. Şimdi sıra şaraplar hakkında yazılacak bir şeyler bulmaktaydı. Gel gelelim benim şaraplarla alakalı verebileceğim öğütler değil burdan köye yol olmak, sizi iki adım öteye bile götürecek gibi değildiler. O halde bu yazım hali hazırda köylerinde olan okurlara gelsin :))
Sevgili okur, şarabı hele ki güzelini, pahalısını kim kaybetti de ben buldum dediğini duyar gibiyim. Bu duyar gibi olma durumu yazacak bir şey bulamayınca az evvel vitrinden yürüttüğüm şaraba yüklenmemle de alakalı olabilir. Valla ben de ne biliyorsam seninkinden çok farksız değil. “öküzgözü” tabirine sen gibi ben de gülüyorum. Kırmızısı mı yoksa beyazı mı soğuk içilendi hala karıştırıyorum. O bardağın sapını mı tutuyorduk, yoksa avuca mı oturtuyorduk ya da o içmeden önceki artist artist döndürme ve koklama haraketlerinin manaları falan hep muamma. Ama fransa görmüşüm okur. Nice sahilinde en pahalı şarabı (sakin ol, hediye verildi) yudumlayıp, şişesini mikrofon yaparak türküler eşliğinde fransız dostları kaçırmışlığım var ey okur. Senin seviyene indik diye o suratında oluşan tebessümü at. Yerini bil. Gözüme bak. Okşa, okşa, okşa…